SaÄŸ üstümden gelen duble sesi sol altımda olan Usta ‘Bak hoca yine manke yaptı’ diye cevapladı. Bir yandan nasıl bu kadar emin olabilir diye düşünürken diÄŸer yandan alayın üzerimden geçme ihtimaline karşın hazırlandım... Yüzümü tüfek sesinin geldiÄŸi döndüğü istikamete döndüm. Birkaç saniye geçmeden kınalılar karşımdan bana doÄŸru süzülmeye baÅŸladı. Kaç yıldır avlanıyor olursanız olun avınızla karşı karşıya geldiÄŸinde içinizi kaplayan heyecan vardır ya... İşte o heyecan kalbimi pıt pıt attırıken bir anda sırtı aşıp da karşıma çıktılar. Bile bile hata yaptım. İlk tetiÄŸi erken kestim, altında kaldım hedeflediÄŸim kuÅŸun. Sonra kendimi toplayıverdim ‘Aslanım sen bu avın kurdusun 14 yaşında ilk tetiÄŸini kestin kekliÄŸe...’ Üzerime doÄŸru gelen alayın üzerimden aşıp geçmesine izin verdim. Bu sefer tam da sırtı aÅŸarken arkasından kestim tetiÄŸi. Bozulmadı bile; aynen devam. Hayret... Orada sönüvermesi lazım oysa ki. Marco gözüme anlamlı anlamı baktı, içinden ağır konuÅŸuyor kuÅŸkusuz. Cevabımı gözlerimden okumuÅŸ olmalı ki tüm bu olan biten sırasında alayı izleyen Marco arkasını dönüp kekliklerin gittiÄŸi istikamette aramaya devam etti. ‘Hadi olum devam’ Bu köpeÄŸi seviyorum; av tutkusunu ve av bulma arzusunu deÄŸil sadece; karakterli bir hayvan olmasını da seviyorum. Devam ediyoruz....Geçen on yılın ardından yine bu daÄŸlardayım. İlk aÅŸkların, ilk aldanışların ilk hayal kırıklıklarının, hayata atılan ürkek adımların, ilk gençliÄŸimin, ilk incinmiÅŸliÄŸin, gelecek kaygılarının, ilk avların ÅŸehrinin daÄŸlarındayım. Bunun bana verdiÄŸi o hüzünlü mutluluÄŸu asla anlayamazsınız. Nasıl ağır bir duygu bilemezsiniz. Bir yanda çok çok eski dosta kavuÅŸamının mutluluÄŸu; bir yanda o dosttan uzak geçen zamanların ağırlığı. Hani ‘Yarabbi çok şükür kavuÅŸturdun’ demenin saadeti ile onca yıl kavuÅŸmanın ardından neler kaybettiÄŸini anlamanın kalbimizi sıkıştıran burukluÄŸu... Hayata attığımız o acemi adımların, o umutlu ilk gençliÄŸin ÅŸehrinin daÄŸlarındayım yine. Her neredense aÄŸzıma o en sevdiÄŸim türkünün nakaratı takılıyor ‘ipeklenmiÅŸ tüylerine...’Bu daÄŸlardaki aÅŸkımın avından dönüp ilk aÅŸkımın kollarına koÅŸtuÄŸum o umarsız günler aklıma geliyor. ‘AÄŸlarım ben kekliÄŸime...’ Nereden yamandı bu türkü aÄŸzıma bilmem ama kalbimin ezilmiÅŸliÄŸini artırdığı kesin. Dokunsalar aÄŸlayacak gibiyim.Ne çok ÅŸey yitip gitti o zamandan bu zamana... Bu daÄŸlarda dolaÅŸtığım son zamandan bugüne sevgiye, gelecek güzel günlere olan inancımız; ruhumuzun o saf yanı; sevdiÄŸimiz dostlarımız ve içimizdeki o arsız yaÅŸama ümidi nasıl da kayıverip gitmiÅŸ ellerimizin arasından. ‘Keklik bizden uzaklaÅŸtı, hünkar kahlasını aÅŸtı belki yavrusuna kavuÅŸtu, aÄŸlarım ben kekliÄŸime...’ Bir Müzeyyen Senar bir Ahmet Akbulut’un sesinden kulaklarımda çınlıyor. Olur ÅŸey deÄŸil sanki kulağıma okuyorlar canlı canlı.İçimizdeki ÅŸarkı susuvermiÅŸ... Bir ölüyü topraÄŸa verirmiÅŸcesine geçmiÅŸe teslim ettiÄŸimizi düşündüğümüz onca hatıra ne kadar canlıymış meÄŸer ki gelip içimizi böylesi daÄŸlıyor. Kalbim ezilyor ve bu kez ben de daha bir ağır eziyorum o yamaları... Marco heyecanlanıyor, kuyruk saÄŸlam bir ize bastığının göstergesi. SaÄŸ sol yapıp izi toparlıyor. Onu ne kadar çok sevdiÄŸim aklıma geliyor, bu lanet hayvanı... İçindeki avcı ruhuna nasıl da saygı duyduÄŸum... Kuyruk aÅŸağıya br kanca gibi kilitleniyor, Marco adeta bir put kesiliyor. Kafasını oynatmadan gözlerini kaydırarak gözlerimi yakalıyor ‘Hadi ama, vurmayacak mısın?’ Karşına süzülüveriyorum usulcacık. İşte o an; binlerce kere yaÅŸasam da her defasında içimi titreten o an. Her bir adelesi gerilmiÅŸ bekliyor. Birazdan komutu vereceÄŸim ve Marco’nun çullanmasıyla bir anda onu göreceÄŸim. Oldum olası bu anı uzatıp tadını çıkarmasını sevmiÅŸimdir. Resmen elim ayağım titriyor her zamanki gibi. Kendimi ilk kadınına dokunan bir delikanlı gibi hissediyorum. İşte bu heyecan... Marco gözlerini bir noktaya dikmiÅŸ taÅŸ kesilmiÅŸ duruyor gözbebekleri bile hareket etmiyor artık. Avını hipnotize etmiÅŸ olmalı... Olur ÅŸey deÄŸil; heyecandan birazdan titreyen ayaklarımın üzerinde duramayacağımı devrilivereceÄŸimi düşünüyorum.Bir anda bu kekik kokusu nerden de burnuma çalınıyor bilmem ve siz de bu kokunun beni hangi hayallere sürüklediÄŸini bilemezsiniz. Ya kekik kokusunun keklik sesine nasıl güzel yakıştığını bilebilir misiniz? TüfeÄŸin emniyetini kontrol ediyorum. Winchester kağıt kovan keçe tapa 34 gram 7 numara fiÅŸek beni yıllardır hiç aldatmadı... Zamanı geldi.‘Hooo olum’ diyorum. Bu sesi duyduÄŸundaki mutluluÄŸunu görmelisiniz, büyük final... Marco zembereÄŸinden boÅŸalmış yay gibi fırlıyor. Keklik ağır aksak kalkmaya çalışıyorsa da Marco kıvrak bir hareketle yakalıyıveriyor havada. Belli ki demin ardından tetiÄŸi kestiÄŸim keklik. Kafasını havaya kaldırıp göğsünü gere gere zafer kazanmış komutan edasıyla gururla etrafımda iki tur atıyor. Hani o altın madalyasını göğsüne takmış sporcular gibi kekliÄŸi göstere göstere hava atarak geziyor etrafımda. Israr etmeyeceÄŸim bu anı yaÅŸamak .hakkı. Kınalı, bizim buraların dilinde ‘Güzel’ keklik kafasını uzatıyor, ürkek. Birazdan Marco onu elllerime bırakacak ama bunu ona çok görmemeli varsın o ÅŸeref turunu atsın etrafımda. Nasıl da gururlu. Hakkı da var yani o olmasa yanında basıp gidiverirdim. Bu hayvan avlanmak için yaşıyor.. Havasını atıp egosunu tatmin ettikten sonra gelip ellime bırakıyor. Önce gerçek avcıyı seviyorum okÅŸuyorum. Bu kekliÄŸe kim ‘Güzel’ ismini takmışsa müthiÅŸ isabetli bir karar vermiÅŸ. Aklıma bu topraklarda yıllarca kardeÅŸce yaÅŸadığımız Ermenilerin de kınalı kekliÄŸe ‘Gozel’ dediÄŸi geliyor. Bir kınalıyı daha güzel tanımlayacak bir sıfat olabilir mi? Güzel iÅŸte basbayağı güzel, kanadındaki hareler, gagasındaki kına o içli sesiyle cidden güzel. TelaÅŸlı kalbi heyecanla avucumda atıyor elime alıyor seviyorum sonra kaldırıp öpüyorum yüzünü yüzüme sürüyorum bu daÄŸların asi efendisini. Birazdan ruhunu teslim edecek; ürkek kara gözleri sönecek. Bana bakıyor. Sanki izin ver uçup gideyim, bu kekik kokulu daÄŸları içli naÄŸmelerimle inletmeye devam edeyim diyor.... İçimdeki türkü devam ediyor ‘Görenlerin baÄŸrı yanar...’Ellerimde telaÅŸlı kalbi son atışlarını yaparken en çok saygı duyduÄŸum yoldaşımı hayranlılkla inceliyorum. Birazdan olacakları bilir gibi uysal. Kendini ölümün kollarına teslim etmeye hazır gibi görünüyor.Onun gözlerinin feri yavaÅŸ yavaÅŸ sönüyor, gözlerimden iki damla yaÅŸ süzülüyor ‘yanaktaki benlerine aÄŸlarım ben kekliÄŸime’ Neler olduÄŸunu anlamaya çalışıyor, ara sıra son gücüyle hayata tutunmaya çalışıyorsa da uzun sürmüyor. Nereden geldiyse aklıma yine o türkü takılıyor ‘Kekik küsme barışalım yuvamıza kavuÅŸalım senden ötmek benden gitmek yolumuzda aÄŸlaÅŸalım’ Kalbi avuçlarımın arasında son bir kere attıktan sonra duruyor tüylerine gagasına rengine son kez bakıyorum. İnatla dik tutmaya çalıştığı boyunu yana düşüveriyor. Bu daÄŸların hırçın ve yanık sesli delikanlısı usta bir ressamın elinden çıkmışcasına kusursuz. Tekrar tekrar öpüyorum. İnsan bu kadar hayran olduÄŸun bir hayvanı avlayabilir mi diyorum kendi kendime? Asıl insan hayran olmadığı bir hayvanı avlayabilir mi? Kara gözlerinin feri sönmüş ‘güzel’ kokluyorum son bir kez. Öpüyorum yüzünü yüzüme sürüyorum.. Acaba bize keklikten daha yakın bir hayvan olabilir mi? Türkülerimizde nasıl da çok keklik geçiyor. Binlerce yıldır sevgilerimizi umutlarımızı aÅŸklarımızı hep kekliÄŸe anlatmışız, hep kekliÄŸe anlattırmışız. ‘İki keklik bir kayada ötüyor ötme de keklik derdim bana yetiyor...’ Orhan Hakalmaz’ın sesi yankılanıyor bu sefer. Bir sigara yakıyorum. Marco etrafımda dolanıyor, ava devam etmek istiyor ‘hadi ama yoruldun mu’ diyor gözleri ile. Bu köpekle aramızda garip bir iletiÅŸim var. KonuÅŸmadan bu kadar iyi anlaÅŸabilen baÅŸka 2 canlı var mıdır bilmem. Onunla bir ekip olmayı seviyorum. Onun bir av makinası deÄŸil kıskançlıkları, duyguları olan bir canlı olduÄŸunu bilmek hoÅŸuma gidiyor. Av tutkusu bana ilham veriyor. Av köpeklerinin meralardaki üstün yetenekleri bana aslında bu dünyanın efendisi deÄŸil aciz bir misafiri olduÄŸumuzu hatırlatıyor. Atların yerine otomobilleri, posta güvercinlerin yerine e-mailleri koyduk, sığırlar yerine traktörleri ve sonra da kendimizi en üstün canlı hissettik ama ya av köpekleri? Onların eÅŸsiz yetenekleri size de acizliÄŸimizi hissettirmiyor mu? Marco yanımda oturup dinleniyor gibi yapıyor mataradan elime su döküp yüzünü yıkıyorum elimle su veriyorum. ‘Hadi’ desem benden hızlı fırlayacak. Mızıkcılık yapmaya baÅŸlıyor zaten, ve o bana ‘hadi’ diyor. Bizim ikili de asıl avcı o. Ben sadece tetikçiyim. Buluyor vurduruyor getiriyor. Hiç heveslenme bu sigaraya bir tane daha ekleyeceÄŸim. Etrafta keklik sesleri aksediyor. Åžimdi bir tane eksikler. Sırtımdan çıkarıp tekrar seviyorum. Bir az önce küçük kalbi elimde atıyordu gözleri ürkek bana bakıyordu. Åžimdi ise huzurlu uykusunda. İnsan bu kadar hayran olduÄŸu bir hayvanı avlayabilir mi? İnsan hayran olmadığı bir hayvanı avlayabilir mi?Bozkır güneÅŸi sırtıma ve içimi ısıtıyor. Önümde uzanan ve sonsuzluk hissi yaÅŸatan bozkıra bakıyorum. Ne durgun denizle seviÅŸen ayın yakamozları; ne de derin ve yeÅŸil ormanların serin büyüsü; hiç biri ruhumu bozkır kadar okÅŸamıyor. Bu sarı ve kuru boÅŸluÄŸu insan sevebilir mi? Hani sevse de güzel bulabilir mi? Bozkır her zamanki gibi başımı döndürüyor. Beni kollarında sarmalıyor. Bozkırda zaman kaybolmuÅŸ gibidir. YaÅŸam durmuÅŸ gibi yavaÅŸ akar zaman. Uzun gölgeler uÄŸurlarken güneÅŸi birden ağırlaşır içim bozkırda akÅŸamüstleri. Korkunç bir yalnızlık kaplar içimi dayanılması ağır... Ama ÅŸu anda ÅŸimdi yani sırtımı ısıtan güneÅŸin altında bozkırı izlerken mutluyum. Bozkır insana ölçülü bir ağırlık ve iç huzur verir. Bozkır yörelerinin oyunlarında bile ağır bir ahenk vardır. ÇoÅŸkulu deÄŸil ama etkileci bir ağırlık ve denge... Ağır baÅŸlı ama huzurlu, gururlu.. Ben de bu sozsuzluÄŸu seyrederken mutluluktan çok daha deÄŸerli bir ÅŸeyin tadını çıkarıyorum: Huzur... En çok ihtiyaç duyduÄŸumuz ÅŸey. Neden avlanıyoruz diye düşünüyorum. Bizler cani miyiz? Bugünlerde onca yılın ardından o saf ilk gençliÄŸimin daÄŸlarına içim ezile ezile gelerek kendime kanıtladığım cesaretim bu soruyu bana sorduruyor. Riskli bir soru ciddi bir hesaplaÅŸma avdan kopmaya bile yol açabilir. Neden avlanıyoruz?Hani bizim vahÅŸi dediÄŸimiz ama her doÄŸada oluÅŸumunda bizden ne kadar medeni olduklarını düşündürten sözde ilkel insanlar var ya... Düşmanlarından saygı duyduklarının kalplerini yerlermiÅŸ onların cesareti ve savaÅŸ yetenekleri kendilerine geçsin diye. Acaba biz de hayran olduÄŸumuz hayvanları bunun için mi avlıyoruz? Onların hayran olduÄŸumuz yeteneklerine sahip olmak için mi? Kendimizi onlarla özdeÅŸleÅŸtirdiÄŸimiz için mi?İlginçtir, aslında hiç de ilginç deÄŸildir ki tüm avcı dostlarım avlamayı çok sevdiÄŸi av hayvanlarına büyük bir sevgiyle baÄŸlıdır. Niçin avlanıyoruz? Bence bir de avladığımız hayvanların peÅŸinden koÅŸarken onlar gibi düşünmeye ve onları, göçlerini, üremelerini hislerini anlamaya baÅŸlıyoruz. Biz insanlar olarak bu dünyanın en üstün yaratıkları olmadığımızın farkına varıyoruz, hatta varlığımızla kendi kendi sonumuzu hazırladığımızın farkına.. DoÄŸanın eÅŸsiz güzelliklerini doyumsarken tüm bunları yok eden bizlerin ne kadar aptal olduÄŸumuzu bu eÅŸsiz düzeni bozma cüretini gösteren insanoÄŸlunun tüm canlıların efendisi deÄŸil olsa olsa en sefili olduÄŸumuzu fark ediyoruz. AcizliÄŸimizden utanıyoruz. Bu kusursuz sistemi bu mucizeyi yaradana hayranlığımız ve saygımız daha da artıyor. Usulca diÄŸer canlılara ötekine berikine zarar vermeden bu mucizevi düzeni bozmadan yaÅŸamak yerine kendi çöplerimizin içinde birgün boÄŸulacağımızı fark ediyoruz. Keklik naÄŸmeleri kekik kokularıyla sırtımı hoÅŸ bir ılıklık veren bozkır güneÅŸi insanı bir hayal alemine götürüyor. Kayalara dalıp gidiyorum, akan berrak dereye kapılıyorum geçtiÄŸim baÅŸka boyuttan Marconun aÄŸlarcasına verdiÄŸi ses ile geri geliyorum ‘Hadi ama’Onu okÅŸuyorum seviyorum sonra az önce elimde ürkek kalbi çarpan ve bana o hüzünlü son bakışıyla bir ÅŸeyler anlatmaya çalışan ‘güzel’ aklıma geliyorİnsan hayran olduÄŸu bir hayvanı avlayabilir mi? Asıl insan hayranı olmadığı bir hayvanı avlayabilir mi?
Tolga DÜLGER







0 yorum:
Yorum Gönder